Boşu boşuna acı çekme derneğine hoş geldiniz. Gökhan
Türkmen, teşekkür ederim. Başladım yine sayende. “Giderkeeen gitme hemen gitme
kaaaaal biraz dur daha erkeeeen” diyip dolanıyorum evde. Ama içim hala rahat.
Bu arada söylemeliyim ki, ben özür dilemeyi öğrendim. Tabi
gerektiğinde, şu sıralar yaptığım her şey için özür diliyorum. Özür dilemek
değer verdiğini gösteriyor bence. Hele benim gibi özür dilemeyen biri için çok
ilginç geliyor. Tabi bazen uğraşmamak
için yaptığımda oluyor.
Arkadaşlarımın beni hatırlamaması üzen beni, ya da kimsenin
umurunda olmamak… Çok çabuk vazgeçilen
olmak filan… Ben hala merak ediyorum,
edilen olmamak üzen beni. Ya da kardeşim dediğiniz kişilerin yüzünüze bile
bakmaması. Evet var ya geçen yıl kanka dediğim saatlerce konuştuğumuz kişinin
mesajlarıma cevap vermemesi filan. Ne diyebilirim ki, yalnızız bu dünyada.
“Yalnızlık eski bir ezber.” Valla öyle yani, ne zaman tam
olabildim ki ben. Ne zaman gerçekten mutluyum derken içimde bir yerlerde cam
parçacıkları olmadı. O an fark etmesem ki biliyorum hepsi orada. Şimdi
başladığım temizlik ise en acı verici olanı. Batıklarınızı temizliyorsunuz,
kanamış her tarafınız, kurumuş kan lekeleri çıkarması zor. Ne diyebilirim ki?
Yaz geliyor desem içimdekiler geçecek mi?
Ve evet senden rahatsız oluyorum. Bu rahat tavırlarından
filan. Ben öyle bi tipim değilim, anlayamadın herhalde canım daha.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder