9 Haziran 2012 Cumartesi

Boş


Boşu boşuna acı çekme derneğine hoş geldiniz. Gökhan Türkmen, teşekkür ederim. Başladım yine sayende. “Giderkeeen gitme hemen gitme kaaaaal biraz dur daha erkeeeen” diyip dolanıyorum evde. Ama içim hala rahat.
Bu arada söylemeliyim ki, ben özür dilemeyi öğrendim. Tabi gerektiğinde, şu sıralar yaptığım her şey için özür diliyorum. Özür dilemek değer verdiğini gösteriyor bence. Hele benim gibi özür dilemeyen biri için çok ilginç geliyor.  Tabi bazen uğraşmamak için yaptığımda oluyor.
Arkadaşlarımın beni hatırlamaması üzen beni, ya da kimsenin umurunda olmamak…  Çok çabuk vazgeçilen olmak filan…  Ben hala merak ediyorum, edilen olmamak üzen beni. Ya da kardeşim dediğiniz kişilerin yüzünüze bile bakmaması. Evet var ya geçen yıl kanka dediğim saatlerce konuştuğumuz kişinin mesajlarıma cevap vermemesi filan. Ne diyebilirim ki, yalnızız bu dünyada.
“Yalnızlık eski bir ezber.” Valla öyle yani, ne zaman tam olabildim ki ben. Ne zaman gerçekten mutluyum derken içimde bir yerlerde cam parçacıkları olmadı. O an fark etmesem ki biliyorum hepsi orada. Şimdi başladığım temizlik ise en acı verici olanı. Batıklarınızı temizliyorsunuz, kanamış her tarafınız, kurumuş kan lekeleri çıkarması zor. Ne diyebilirim ki? Yaz geliyor desem içimdekiler geçecek mi?
Ve evet senden rahatsız oluyorum. Bu rahat tavırlarından filan. Ben öyle bi tipim değilim, anlayamadın herhalde canım daha. 

6 Haziran 2012 Çarşamba

Gitme, hemen gitme kal!

Bugün çok yoruldum. İki gündür kızlarla eller havaya yapıyoruz resmen. Üstüne birde amele yanıklarım ise muhteşem. Ne desem ne desem, valla çok güzeldi, kıskanın çatlayın patlayın.
Aslında iki gündür yamayı ertelediğim bir yayın var. Yazacak çok şeyim var sana fanticim, o yüzden adam akıllı oturup yazıcam sana, diğerleri gibi düşünerek. Şimdi başlasam başlarım, ama kafam dağınık, pek bir hoş bu gece. En iyisi yatmaktan başka bir şey düşündüğüm gün seni anlatmak kendimce.

Bugünlerde okulların kapanma telaşı sarmış hepimizi, yok notlar yok devamsızlıklar. İlk defa acaba onu görmeden geçer mi yazın dediğim kimse yok. O kadar bezmişim, yılmışım hayattan. Şu kamp zımbırtısına bile gitmek istemiyorum. Bütün gün evde yatsam film izlesem falan ? İyice çikolataya çekmeye başlamışım, fark ettim.

Şimdi siz diyorsunuz, ee nasıl yani sen bizi yazın görmeyecek misin? Ayıp ediyorsunuz canlarım, lafım size değil ki. Ben hepinizi basarım,sizi unutmam. Daha şimdiden bir sürü plan yaptım. Diyorum temmuz bi guitar hero yaparız hep beraber, bi aqua park, bir sevinç, bir yazlık, bir pazar sözü daha, perşembeleri sinema günü turkcell şifreleriyle...

Yazı bu kadar bezmiş bir şekilde karşılamak istemezdim. Ama okul, ilişkiler vs. hepsi yordu beni bu yıl. Sizce de normal, monoton bir tatil istemem, deniz kenarında güneşlenirken konuşmak yerine kitap okumak istemem, gece dışarı çıkmama arzusu filan ? Bunlar benlik şeyler değil. Ama dedim ya değiştim, yoruldum. Artık yeni benle bir yola çıkıyorsunuz ( Tamda adımı yazasım geldi, dikkatsiz  blogcunuz burada heyoo)

Bu arada Çikolata'nın arkadaşının twitterda paylaştığı bir şarkıyı dinliyorum şu anda. Çok hoşuma gitti. Dinlediğimde nedense üzülmek yerine dinlendiğimi hissediyorum. Gökhan Türkmen'in sesine bayıldım.


"Anladım gidiyorsun daha öncekiler gibi 
Hiç olmazsa son bir defa öp 
Bu kadar zor mu seni sevdim bir zamanlar demek 
Öyle zor ki yeniden sevmek 
Yalnızlık eski bir ezber 
Ayrılık alışkanlık 
Sensizlik bana dost bana eş 
Bu kadar mağrur olma 
İnan sen olmasan bile 
Hayat devam eder, doğar güneş 
Susma veda ederken 
Biraz gül, bir şey söyle giderken 
Gitme, hemen gitme kal 
Biraz dur, daha erken "

4 Haziran 2012 Pazartesi


Bu şarkıyı çok severim. Neden biliyor musunuz? Çünkü bana çok doğru geliyor. Sözlerini dinlerken okuyun bence size de çok doğru gelecek.
Lana, bebeğim her zamanki gibi muhteşemsin :)

3 Haziran 2012 Pazar

Aurora'yı bilir misiniz? Hani şu güzel sarışın prenses?

Bugün size hayat hikayemden çok hayatımdaki güzel insanlardan bahsetmeye karar verdim. Şu son bir ayda hayatımda o kadar köklü değişiklikler oldu ki. Yani ben bile bir yıl süründükten sonra böyle toplanabileceğimi düşünmezdim, bu kadar hayalperest biri olarak.
Sonuç olarak, hayatımdaki yeni kişileri çok seviyorum. Zaten eskiden beri sevdiğim kişilerdi çoğu, daha da yakınlaştığımıza çok sevindim.

İlk olarak size şunu anlatayım daha iki saniye önce yaşadım çünküü. Dün geceden beri 18 görüntülenme benim için bir mucize oldu anlatamam size. Evet bunu Fanti'ye anlattım. Verdiği yanıt ise beni güldürdü. "18 ayrı tık mı 18 aynı tık mı?" Hıı.. Şimdi sevgili fantimiz 18 kez blog'umuzu açmış olabilir mi? Iı-ıh. O zaman hala başka okuyucularımız var demektir. Korkutuyordu beni az kalsın. Sen git düğünde çikolata dağıt fantiiii :)

Gelelim asıl konumuza. Dedim bugün birini yazmalıyım, kimi kimi?
Hadi gelin size Prenses'in öyküsünü anlatayım biraz. Aslında geçen yzılarımda ondan bahsetmek istedim ama ne desem bilemediğim için isim veremedim. Sarışın demeyi düşündüm bir ara. Çünkü onun o muhteşem sarı saçları var ya. Acayip kıskanıyorum onları. Ama yanlış olmasın kahverengi kısa saçlarımı bende severiim :) Hatta güneşte hafif kızılımsı kahve oluyorlar, serviste Bengisu'ya filan gösterip duruyorum. Güneş ışığı vuruyor "Bak bak saçın rengine bak işte ben buna aşığım" diye. Böyle megolamanım ara sıra.

Resim nasıl ama Princess Aurora. Hey gidi günler hey Disney yapımı çizgifilmleri izler dururduk. Benim favorlerimin arasındadır. Hadi itiraf zamanı alçak gönüllü, utangaç ve maşallah o sapsarı upuzun saçlarıyla en çok Aurora'yı severdim. Ama sonra kabullendim. Beyaz ten siyah saç, hadi gel Snow White'ı sev dedim.
Ama Aurora ikinci sırada gelir, çünkü elbisesi pembe,saçları sarı. Tuttu yine kıskançlığım :(

Gelelim bizim Aurora'ya...
Prenses'imizi çok seviyorum. Nedenini sorarsanız, size kesin bir cevap veremem büyük ihtimalle. Çünkü bence bu güven duygusuyla alakalı...Yani prensesi ne kadar süredir tanıyorum, 3 yıl oldu. Ama üç yıldır şimdiki gibi bir yakınlığımız olmadı. Peki ben bir anda ona nasıl anlattım hiç kimseyle paylaşmadığım Rua sorununu? Sanırım Rua'yı benim kadar iyi tanıdığı için. Çünkü kime ufak ufak anlatsam onu tanımadıkları için saçma yorumlar yapıyorlar. Sonra prenses bana başka bir olay konusunda da destek verdi. Yani ben bilemiyorum bu kadar dağınık yazmama rağmen bu yazı fena uzayacak bu arada şunu da kesme işaretleri arasına yazmıyorum kafanız karışsın ohh olsun hepinize.
Ee, ne diyordum ben? Şu an ki okuluma geleli 3 yıl oldu. Geldiğim yıl, doğal olarak acayip utangaçtım kimseyle konuşmazdım. Sadece Selin ve Başak vardı. Selin ise benim bebeğimdir. Selin'i çook severim. Aşkım bebeğim her şeyim... Çünkü o beni öyle destekledi, öyle sevdi ki. O yıl kendimi yalnız hissetmememi sağlayan nadir insanlardan biriydi. Her zaman yanımdaydı. Ayak liflerimi yırttığımda okuldaydım, o beni tekerlekli sandalye ile arabya kadar götürdü. Bana kocaman sarıldı ve "İyileşip geri döneceksin ve biz yine hoplayacağız. Hem wii yaparız bir gün düzelirsin hemen" dedi. Onun o duygusallığı ve her şeyiyle anlatılmaya değer olduğunu not ediyorum. Selin'cim haftaya bizimlesin diyorum.
Yine o zor dönemlerde, okuldaki kurslardan sonra eve gelip ağlıyordum inanabiliyor musunuz? Eski okulum da bıraktığım sevgilimi, aramızın açılışı, ayrılmamız filan değildi beni ağlatan. Alışamıyordum. Evet bu okulda bir sürü arkadaşım vardı ama hepsi c'deydi. ve a'da kimsem yoktu. İşte prenses'e olan güven duygum da buradan geliyor olmalı. Ben utangaç bir şekilde etrafta dolaşırken beni aralarına alan onlardı. Peritoş olsun, Prenses olsun bir de Dersuş tabi ki :) Beraber oturduğumuz günler unutmuyorum, Dersuş'un testlerime yazdığı şarkıları filan. Geçenlerde buldum onları da :)

Her şekilde karşııksız güvenebilirim ona herhalde. Bilmiyorum çünkü dertlerimizi paylaşırken kendimi rahatlamış hissediyorum. Üzerimden bir yük kalkıyor sanki. Acaba birilerine anlatır mı diye düşünmüyorum.
Ya da o bana bir şey anlattığında aynı şeyleri düşünmüyordu diye umuyorum. Çünkü gerçekten ihtiyacın olduğunda birilerini bulmak zor olabilir. O ihtiyacı olduğunda beni yanında bulsun, ben de onu bulayım istiyorum.
Çok şey mi istiyorum?

Genelde çok şey istediğim düşünülürse.. Ama eminim ki Prenses benim yanımda olacak, yine beni dinleyecek bana destek verecek. Beni her zaman ki gibi aralarına kabul edecek.
Duygusal anlamda sallantı da olduğum şu dönemlerde Fanti ve Prenses'e teşekkür ediyorum :)
Birde bir dip not daha geçelim. Fanti ve Prenses'i de ayrı kıskanıyorum. Tanrım çok tatlılar. Bende amma kıskanç çıktım. Önümü alamayacaksınız bu gidişle.
Ama fotoğraflarını filan gördükçe ya da ne biliyim onlar koridorda yürürken, twitter üzerinden tweetlerini okudukça, atarlanmaları filan... Tamam işte anladınız siz beniii :)
Önümde bu kadar güzel örnekler varken aynısından bende bir tane sipariş veriyorum. Benim menü orta boy olsun ne çok küçük ne de gerektiğinden fazla, tıpkı Fanti'yle Prenses'inkinden ;)

Bu arada Fanti'de kendine yayın istiyor, büyük bir zevkle yazarız değil mii?

2 Haziran 2012 Cumartesi

Günaydın, gittim ben!

Uzun zamandır sesimi duymaz oldun. Sesimi diyorum... Duyuyor musun beni? Sen benim sesi mi hatırlıyor musun sahi? Sana yaptığım o şarkı süprizlerini filan. Banane, sanane en önemlisi onlara ne?
Dün yatağımın ucundaki biraya yenildim, özgürlüğü kutlamak lazım dedim. Kutladım yemin ederim, bir yerde okumuştum. Eğer onun için ağlamıyorsan; onu sevmiyorsun demekmiş. Vay anasını sevgim ne hızlı tükenmiş dedim. Dünden beri gülmemin haddi hesabı yok. Palyaço tabloma bakıyorum sabah gözlerinin içine bakarak güldüm bir on dakika. Sonra o yalnızlık senfonisini ritim tutarak söyledim, inanılası gelmiyor biliyor musun? Bir zamanlar üzüldüğün şarkıda kalori yakmak filan. Komik geliyor. Ne bileyim özgürlük buymuş diyorsun.
Diyorum, özgürüm artık diye. Nasıl mı? Sana boşuna ben sana bağlandım valla kopamam demiyordum. Ama sen canımıniçi boşuna gülüyormuşsun bana. Ben sigarayı bırakıtm. Kilo falan alırım diye zararlı olan alışkanlıklarımı da çıkartıyorum yepyeni sağlıklı bir yaşam için.
Bir de yavaş yavaş giderken arkama çok baktım. Acaba hata mı yapıyorum diye. Ama baktım ki yerim doluyor, eşyalarımı toparladım hissettirmeden. Sen hissettin mi?
Giderken bir tekme de ben vurayım dedim, son tekmemi vurup gideyim. Ama ne zaman sana tekmelerimi indirsem hemen ardından kendim hissediyorum acısını. Pişman oluyorum bu da benim yapım. Milli güvenlik dersinde sordum, bir de ben mi tekme atayım diye, arkadaşım da duruma göre değişir dedi. Durumu anlattım, vur dedi. Vurmadım. O mesajda "Küsmek bile önemsemektir" yazmadım. İşte bu yüzden pişman değilim seni terk etmekten. Ondan sonra zaten mesajlarını filan da silmiştim, bilirsin en sevdiğim şeydir kilitli mesajları silmek.
Dün gece herkesten sonra başladı eğlencem. Çerezi kaptım bilgisayarı da oturdum dibini gördüm, bir tane daha dedim bu sırada okey oynuyordum.. :)
Böyle bir ilk ne oluyor dedim. Açtım şarkıyı dinliyorum, Göksel-Sarhoş. Olduğumdan değil ya. Hadi ağlayayım bitsin gitsin dedim. Yok ağlayamıyorum, meğerse fark ettim ki zaten bitirmişim içimde ne varsa. Olayları çözmüşüm. Boşuna triplere falan da gerek kalmadı. Arkandan yazacak bir şey bile bulamadım. Burdan yanımda olanlara dibine kadar teşekkür ederim, sen var ya sen, evet valla sen. Sen olmasan böyle gülemezdim. Sabah yatakta activia yemeye çalışıyorum yatarak, oturdum sana bunu yazdım. Ne gerek var dedin bana, sen kaybettiğimin yanında bir cevhersin dostum. Valla iyi ki varsın diyorum çünkü sayende "amaaan" diyorum. Ve benim yanımda olan bi'tanecik Melly^me ve adaşıma. Aşkımsınız. Çikolata kıskanma sende sen de bitanemsin ayool .:)

Şimdi senin hakkında son sözlerimi söyleyip bitireyim.

Seni ne kadar çok sevdiğimi ve senin beni ne kadar çok kırdığını, üzdüğünü herkes biliyor. Nasıl ağladığımı filan. Ama ne biliyor musun? Değmez diyorlar, haklılarmış. O kadar çok istedim ki haklı olmamalarını. çok istedim, defelarca. Bana öyle davranmamanı, öyle şeyler söylememeni. En çokta kendini değişirmekten çok bana değerliymişim gibi hissettirmeni. Çünkü değer vermek nedir biliyor musun? Varlığını hissettirmektir. Ben senin yanımda olduğunu hiç hissetmedim. Varlığını hissetmek nedir biliyorum. Naparsam yapayım hangi lanete bulaşırsam bulaşayım beni sevecek arkadaşlarım var. Karşılıksın güven veren. Benim küsmelerime dayanamayan. Büyümem gerektiğini bana öğreten bir abim var. Beni büyüten. ama var ya o da beni deli gibi kırıyor ama ben hiç birini hatırlayamıyorum şu an. Önemsiz gibi geliyor. Telefonunu istediğimde mesajlarını silip verdiği için küsmüştüm ona, daha yeni bir kaç gün önce. Ya da beni kızdırmaları filan... Ama senin yaptıkların, o kadar çok kırdın ve üzdün ki beni. Hep aynı temel nokta vardı gözümüzün üzerinde. Hep aynı sebeplerden dolayı tartıştık, hep bana söz verirdin. Bir süre sonra ben böyleyim ne yapayım demeye başladın daha sonra ise susmaya. İşte bu yüzden böyle olduk. Sen benim hiç sustuğumu gördün mü? Şu son bir aya kadar hiç sustum mu? Bak şimdi susuyorum. Üzgünüm artık umurumda değilsin. Gerçekten nasıl oldu bilmiyorum, sanki bir peri sihirli değneğini değdirdi de bir anda gitti gibi. Bu yüzden özgürüm yola devam. Seni çok özleyeceğim ama şu son halini falan değil ilk konuştuğumuz yazdaki gibi bir seni aklıma yerleştiriyorum. Birileri seni sordu mu o halinle cevap vereceğim. Bizim aramızda kesinlikle bir kırgınlık olmayacak, sadece biz özel bir şeyler konuşmayacağız, paylaşmayacağız zaten son bir yıldır bu da olmuyordu.
Bende büyüdüm şu son haftada, şımarmamayı öğrendim, ciddi gözlerle bakmayı.
Sana iyi günler, geceler, tatiller.
Türkçe şarkıya devam ;)

1 Haziran 2012 Cuma

Şarkıların yaptığı babam bana yapmıyor!



Nedir benim bu şarkılardan çektiğim? Biri bana açıklayabilir mi? Göksel bu kadar güzel şarkılarla albüm yapmak zorunda mı? Babam hiç pasta yapmayı öğrenmedi merak etmeyin. Ama şu şarkılar var ya bazen hiçbir şeyim yokken açıyorum bir tanesini, yok ağlatmıyor ama depresyona gireceğim diye korkuyorum valla. Sonunda Göksel’in albümü indirip bütün okula kaçak elektrik gibi dağıttım. Teneffüslerde gidip dinliyoruz falan. Bugün özel olarak gidemiyorum’u söyledik durduk zaten. Bana eşlik eden bitanelerimi öpüyorum buradan J iyi ki varsınıııız. Hissetmediğiniz şeyleri düşünmenize neden oluyorlar. Evet öyle oluyorlar. Seni acayip sevdim gibi aptal aptal şarkıları dinliyorum. Yok efendim neymiş, ben senden kopamıyormuşum. Nasıl ya kopmam lazım. Canım acıyor derken beni hafife alıyorsunuz. Sabah gördüğümde hissettiğim ağırlık çöküyor yine üzerime. Belki usulca hislerim dağılıyor bulutlar gibi. Zaten edebiyat dersinde kıonuşurken bulutları ve ayı çizdim şimdi bilinçaltmı anlıyorum. Kapkara bulutlar kötü duyguları ifade ediyor olmalıydı. Tepemde bulutlar vardı, hepsini dağıtıyorum şimdi. Elveda güzel günler, ağladığım seferler, üzüldüğüm her gece elveda.
Başka bir dünyanın olmasına gerek yok. Yaz geliyor, ben severim yazları. Çünkü yazlıkta izole ediyorum kendimi her şeyden, ne de güzel oluyor o öyle. Yine yaparım falan. Bak ne güzel dimi olmuyor dediğin şeyler tıkır tıkır oluyor, yolunda gidiyor. Sen benim canımdın, her şeyimdin. Bitanemdin ya. Ben sensin bir günü geçiremem derdim, sen sevgili falan değildin sen beni anlıyordun. Ama ben öyle sanıyormuşum. Değiştin değişe değişe beni yok ettin. Kopyamı sendeki. Sanma ki affedince her şey yoluna giriyor. Küs kalmak filan önemsemek oluyor bak ben okulda çok kişiyi önemsemiyorum onlarla küs filan da değilim. Arada tiwttier’dan laf atarım filan. Yazlığa da gitmiyorum zaten. Bu yıl babaanne akar genç seferihisarda kardeşimle alemlere akarız. Geçen yıldan izin aldım ben bu yıl için çoktan.
Seninle dargın olup başımı ne öne eğicem, sen çekin benden ben hayatıma devam ediyorum senle ya da sensiz. Çünkü çok yakınımı kaybettim diyorum ya bir de sen gitsen ölmem. Ama boşluğunu hissettim. Ama bak alıştım. Bugün migrosun içinde tepiniyorum yaşlı teyzeler geçerken bana bakıyor.  E tabi manyağın teki her gün migrosun içinde tepinmez. Benim nedenimse  yeni yeni tanıdığım fakat vazgeçilmezleri arasına giren mükemmel arkadaştan ötürüydü. Zayıfladığımı fark eden yok koca okulda lütfen 3 kilo verdim bir haftada hey yavrum hey. Sonra İstanbul kampı için hayal kurabiliyorum. Benim hayallerim yıkılmadı canım, zaten yıkalı çok olmuştu. Her kaldırmaya çalıştığımda tekrar tekrar ittin sen onları. Ama bak ne oldu şimdi? Artık biz yokuz hayatında fark ettin mi? 

Bitanem, ayıp ediyorsun kendini unutturuyorsun..!


Seçim yapmak kadar kötüsü yoktur, ben de farkındayım. Ya giden gemiye binersin ya da arkasından el sallarsın. Bu, bu kadar basit. Senin anlama kapasitene ters olabilir. Sen geminin arkasından el sallıyorsun, peki o gemidekilerde sana el sallayacak mı? Yapma canım ama, üzülme sen akıllanmadıysan daha ben senin için onlara yalvaramam ki elinizi sallayın diye.
Aslında atıp tutmalarıma başlamadan önce beni özgürleştiren şu güne çok teşekkür ediyorum. Ne gündü ama şu an bir dönüm noktası yaşadım resmen. Yatağımın yanındaki post-it’lerde “22 Aralık, bunu unutma! Acısını çıkaracağım” yazıyor. Kim bilir ne yapmıştın yine. Şimdi yazmıyorum ama haziranın biri bugün seneye bakalım ne diyeceğim. Bugünün ters gideceğini annemi öpmen çıktığımda anlamıştım. Hatta sabah çıkarken bak bugün uğursuz geçecek annemi öpmedim dedim içimden. Ama şansa bak, bu sayede kendimi daha rahat hissediyorum. Sanırım içimde herhangi bir şüphe duygusu olmadığı için böyle hissediyorum.  Zaten biliyordum, senin gökyüzünde benim yerim yoktu. Biliyordum ama, vazgeçemiyordum da. Öğreniyor insan. Kendinden bile nefret etmeyi, başkasını sevmeye çalışırken. Çünkü aşık olmam ben. Değer veririm. Herkesi kendim kadar saf ve temiz zannederim. Elimde patlayan o kadar çok şey var ki. Hangisini saymalıyım size? Kaybettiğim en yakın arkadaşlarımı mı yoksa unutamadığım o salağın özrüme bile cevap vermemesi mi? Sakın zannetmeyin küçüldüm. Ben o salağı çok sevdim kaç yıl öncesinde seviyordum da hala ben ona yaptığım bütün kötülükler için özür diledim ve o cevap bile vermedi. Ama ben pişman değilim. Gerçekten ona hak etmediği tarzda davranmıştım. Çocuktum o zamanlar aşkı sevgiyi kovalamaca zannediyordum heralde. Hoşuma da gidiyordu yazdığı şiirler, beni kıskanması. Oyuncak gibi kırıp attım ve defolup gittim.  Suçluydum, pişmandım. Aradan iki yıl geçmesine rağmen içimdeki suçluluğu hafifletmek için ondan özür diledim. Düşününce ne iyi yapmışım diyorum, özür dilemekle. Ben doğru olanı yaptım ilk kez. Bana borçlu olan o şimdi. Kader, bitanem. Gün olur devran döner sen köpek gibi sürünürsün. ( Bugün Ogün’ü gördüm yolda aklıma geldin hiç unutur muyum yoksa seni? )